Kategoriler Resmi İlanlar

Teknoloji ve toplum yazarı

Dijital kültürün gündelik hayata etkisini, eğitimden mahremiyete uzanan geniş bir çerçevede inceliyor.

Yapay zekâ ödevi yazıyorsa, ödevi değiştirin

Yazı üreten yapay zekâ araçları karşısında yasakçı refleks yerine, öğrenmeyi gerçekten ölçen yeni ödev biçimleri tasarlamak gerekiyor.

Öğretmen arkadaşlarımla sohbetlerde son zamanlarda hep aynı endişe dile geliyor: "Öğrenciler ödevlerini artık yapay zekâya yazdırıyor, hangisinin gerçekten onların emeği olduğunu nasıl anlayacağız?" Haklı bir kaygı. Ama bu soruya verilen ilk refleks, yani yasaklamak ve tespit araçlarına güvenmek, bence yanlış bir yöne çıkıyor.

Yapay zekâ tarafından üretilen metni güvenilir biçimde ayırt etmek, bugün için oldukça zor. Tespit araçları hatalı sonuçlar verebiliyor ve kendi kelimeleriyle yazmış bir öğrenciyi haksız yere şüphe altında bırakabiliyor. Bir eğitim sistemini, kesin sonuç veremeyen bir alarm üzerine kurmak hem öğrenciye hem öğretmene adil değil.

Asıl soru: Ödev neyi ölçüyor?

Belki de bu tartışmanın bize hatırlattığı şey, bazı ödevlerin zaten öğrenmeyi değil, belirli bir biçimde metin üretmeyi ölçtüğüdür. "Bir konunun özetini iki sayfa olarak yazın" türünden bir görev, internetin ilk yıllarından beri kopyala-yapıştır kültürüne açıktı. Yapay zekâ bu zayıflığı yalnızca daha görünür hâle getirdi.

Bir makinenin birkaç saniyede yapabildiği ödev, öğrencinin neyi öğrendiğini zaten ölçmüyordu.

Bunun yerine, sürecin kendisini görünür kılan ödevler tasarlanabilir. Öğrencinin bir taslak yazıp öğretmeninin geri bildirimiyle nasıl geliştirdiğini gösteren çalışmalar, sınıfta sözlü olarak savunulan fikirler, yerel bir sorunu inceleyip mahallede gözlem yapmayı gerektiren projeler... Bunlar hem yapay zekâya devredilmesi zor hem de öğrenmenin özüne çok daha yakın görevler.

Bir adım daha ileri gidelim: Yapay zekâ araçlarını sınıfa davet etmek de mümkün. Öğrencilerden bir aracın ürettiği metni eleştirmelerini, hatalarını bulmalarını, kaynaklarını sorgulamalarını istemek, eleştirel düşünmenin en güncel alıştırmalarından biri olabilir. Bu araçlarla büyüyecek bir kuşağa, onları sorgulamayı öğretmek, görmezden gelmekten çok daha değerli.

Elbette bu dönüşüm öğretmenlere yeni bir yük getiriyor. Kalabalık sınıflarda, yoğun müfredatla süreç odaklı değerlendirme yapmak kolay değil. Bu yüzden meseleyi yalnızca öğretmenlerin omzuna bırakmamak, eğitim politikalarında ölçme ve değerlendirme anlayışını birlikte yeniden düşünmek gerekiyor.

Öğrencilerin kendisini de bu tartışmanın dışında bırakmamak gerekiyor. Pek çoğu yapay zekâ araçlarını kopya çekmek için değil, anlamadığı bir konuyu farklı bir dille yeniden dinlemek, yazısındaki hataları görmek ya da bir fikri tartışmak için kullanıyor. Hangi kullanımın öğrenmeyi desteklediğini, hangisinin onun yerine geçtiğini onlarla birlikte konuşmak, kurallara uyumu da artırır. Kuralların gerekçesini anlayan bir öğrenci, onları dolanmanın yolunu aramak yerine sahiplenir. Güven üzerine kurulan bir sınıf, şüphe üzerine kurulandan her zaman daha verimli işler.

Her yeni teknoloji eğitimde benzer bir panik yarattı: hesap makinesi, internet, arama motorları. Her seferinde kazanan, teknolojiyi yasaklayanlar değil, öğrenmenin ne olduğunu yeniden soranlar oldu. Bugün de soru aynı: Öğrencilerimizden gerçekte ne öğrenmelerini istiyoruz?

Yorumlar(0)

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Yorum yazın

Yorumlar editör onayından sonra yayımlanır.